Olgun insan beklentilerinden bunaldım. İçimde durduramadığım bir enerji var. Hani çevremdekilerin, dışarı kaçtığını hissettiklerinde törpülemeye çalıştığı türden bir enerji. Öyleki, bir buhran halinde atıyor artık kendini dışarı. İçe tepmemek lazım demekki bunu.
Bir kendini ifade etme yöntemi var her bedenin (ki muhtemelen buna ruh deniyor). Hani yalnızken, baskı yokken "olduğun" türden bir dil. Ve bu sahip olduğun dilin çevrenle zıt düşmesi, tam bir sıkıntı.
Herkes aynı dili konuşabiliyorken, kimsenin senin anadilinde konuşamaması...
Senin dilini bilenlerin de kafalarındaki yankıdan kendi seslerini bile duyamamaları...
Yalnızlığın başka bir türü bu.
Rock ve metal gibi çok bileşenli müzikleri dinleyerek gelişti bu kulak. Türk sanat müziği, dinledi, pop dinledi, türkü dinledi, elektronik müzik dinledi, klasik müzik dinledi. Belki de hepsini sevdi. Müzik bu sonuçta, herkesin dili bu, anlamak güzel ama numara yapmanın da bir alemi yok, deli bozuk parçalar dışında hiç bir şey ifade edemedi kendisini.
Anlamaya çalışan oldu mu bilemiyorum. Esasen beni zehirleyen sevgili abimi de anlayan oldu mu onu da bilmiyorum. Birileri anlamaya çalışmak zorunda mı sanki bizi ondan da emin değilim. Bir şey var; ruhumuzun saçları hep uzun kalacak dediydi abim zamanında saçları kazıttığında, bunu şimdi anlıyorum işte...
İçimdeki kafamı da alıp gitme isteği durdurak bilmiyor. Nasıl büyüdük biz? Koca dağ botları ayağımızda bastığımız yeri titretirken kot pantolonumuz ve deri ceketimizle dimdik duruyorduk. Zaptedemediğimiz saçlarımız vardı. İçimizdeki enerjinin kaynağı bu işte! Takım elbise de giysen, kravatı söküp atma noktasına getiren bu; "O endam da ne?! Vay vay!" dedirten yürüyüşün doğduğu kaynak da bu!
Bu asi ruha yetti bu kadar taklit. Ateş başında benle oturup büyüdüğüm şarkıları söyleyecek kimse yok mu? Sanki yanlış yılda, yanlış ülkede doğmuş gibiyim...
Aynı isyan ruhu yine çok küçükken beni dağlara itti. Ne amaçla olursa olsun doğada olmak bu hissi-hırsı içimden azda olsa sildi. Sonuçta dağcılık da bir kendimi ifade etme yöntemine dönüştü yıllar içinde.
Çok dili vardı bu yeni yaşam tarzının. Ama yinede hiçbiri tatmin edemedi içimdeki dağınık saçlıyı. E kardeşim, benim geldiğim yerde dağcılığın bir dili var, o da rock.
Kim ne derse desin! Yıllardır gri insanların beni törpülemeye çalışmasından yoruldum. Rengarenk ya da siyah-beyaz ama asla nötr değil. Ne olursa olsun içimde bir tane ben var. O da bu işte.
Peyzaj Dikeni
If there's one thing I hang onto,
That gets me through the night.
I ain't gonna do what I don't want to,
I'm gonna live my life.
Shining like a diamond, rolling with the dice,
Standing on the ledge, I show the wind how to fly.
When the world gets in my face,
I say, Have A Nice Day.
Have A Nice Day.
Eğer tutunabileceğim bir şey varsa
Bu bana geceyi geçirtir.
Yapmak istemediğim şeyi yapmayacağım,
Kendi hayatımı yaşayacağım.
Pırlanta gibi parlarken, zarlarla beraber yuvarlanırken,
Bir sırtta durup, rüzgara nasıl uçulacağını göstereceğim.
Bütün dünya üzerime gelirse,
Sadece iyi günler derim
İyi günler
Bon Jovi
ruhunuzun saçları hep uzun kalsın felisim...
YanıtlaSilabin de sende kendinize özgüsünüz ve öyle güzelsiniz..
evet griler hep olacak çevrenizde.. ama gün gelecek onlar sizi de grileştirmeye uğraşmayacak.. gri güveler gibi ışığınıza uçuşacak.. sadece biraz zaman gerek.. biraz daha olgunluk..
olgun ve kendine özgü olanların başka bir güven verici hali oluyordur belki..
ben rengi her yaşta görür sever.. takılırım ardına ama güve grisi olanlar.. onlar zamanı bekler.. sıkıntı bu.. anlamaya çalışmayacaklar sadece kapılıp ışığına kendi içindeki renkleri bulmaya çalışacaklar..
öperim seni felis.. burnunun ucundan hem de.. =)
Zaman diyorsun yani... Sabır... Anlıyorum.
SilGrileştirmeye çalışanlara takmadan , yaşa renklerini. Zamanı bekleme, ışığını saçmaya devam et. Elbet bir gün bıkacaklar...
Eh senden de başka bir yorum beklemezdim zaten! :)
Nadir bulunan kişisin. Hiç hayal kırıklığına uğratmadın beni. İyiki varsın, seviyorum çok. Öpü...