25 Ocak 2013 Cuma

Anıların Degisimi

Huzuru arayanlara...

Hani olur ya, bir müzik dinlersiniz alır sizi geçmişe götürür. Sahneler belirir gözünüzün önünde fotoğraf fotoğraf...
Mutlu anılar kimin aklına gelir bilmem, ne yazıkki benimkiler hep kırık dökük fotoğraf kalıntıları olur...
Gerçi kırık anılar besler çoğunlukla beni...
Artık canımı bile acıtamayan eski aşklar belirir gerilerde...


Gerilerde kalanlarlar yavaş yavaş silinirken, yeni fotoğraflar gelmeye başladı artık gözümün önüne.
Cem Köksal - Kalbim Bomboş dinlerken Kaçkarlar Derebaşı Gölü geliyor, orada gölün kenarcığında çarşakların içindeki küçücük yeşil çayır geliyor, çadırımı görüyorum üstünde...
Sonra Avusor Büyük Göl geliyor,  zirve dönüşü buz gibi suyunun tenimi iğne iğne yakması geliyor...
Cem Köksal - Uyanış dinlerken Samanlı Dağların'da içinde kendimi bulduğum sessiz ulu çam ormanları geliyor... Yalnızlığım geliyor, arkadaşım oluyor, ayaklarımın üzerine dikiyor beni sapasağlam...
Onlar gidiyor Pentagram - Sonsuz'a geçerken Aladağlar geliyor... Akşampınarı'nın anaç kolları sarıyor beni ve sıra sıra özlediğim anılarım, dağlarım beliriyor bir bir...
Dağlarımın koynuna sığınıyorum yine, her seferinde...

Bulutsuzluk Özlemi - Tepedeki Çimenlik dinlerken Delmece Yaylası geliyor aklıma... Çocukken ailemle, değerlilerimle, yürüyerek gittiğim ilk yayla, ayakkabılarımı çıkarıp çayıra bastığım ilk yer.


Toprak bir orman yolunda başlayan bir hikaye... Yıl 1994... Herşeyin başladığı yer...

Ve büyüdükçe yaşadıklarımı en fazla ne kadar taktığım geliyor aklıma... Tepedeki çimenlikten seyreylemek şu alemi, küçülmüş ufacık olmuş insanların alemini... İşte en fazla bu kadar... Çocukken tattım ben bu duyguyu... Bilen bilir...

Ve bir belediye otobüsünde mesai sonrası eve dönerken yüzüm yavaş yavaş gülüyor... Anlamsızca, insanlar bakıyor... Aşık heralde... Siz neredesiniz, ben neredeyim diye geçiriyorum içimden...

Esasen, aşığım sanırım...

O kadar özlüyorumki rüzgarda tıpırdayan çadırımın sesini... Gece soğukta kara ayak bastığımda yıldızların üzerime yağmasını... Bulutların üstünde nefes almayı... Çözümsüz kalmayı, zorlanmayı belkide... Günü, bir yamaçta, her saniyesiyle karşılamayı... "Tan yerinin ağarması" deyiminin ne demek olduğunu ilk dağlarda yaşadım ben... Anlatılamaz bir duygu ne fotoğrafla ne de yazıyla...

Sadece iki mevsim dağlardan ayrı kalmak yetiyormuş demek dağlar dışındaki bütün anıları silmeye. İnsan öyle özlüyormuşki... Seni hiç incitmeyen, hiç aldatmayan, hep orada duran ve sana güç veren, kollarıyla seni saran dağlarını... Artık hiçbir şey kalmamış içimde geçmişe dönük, sadece yaşamımıdan güzel, huzurlu fotoğraflar var...

Binaların arasından gökyüzüne baktığımda, hepsi kayboluyor. Sadece gökyüzü varsa, kafamı aşağı indirdiğimde sadece dağlarım olabilir aşağıda... Şehri katlanır kılan tek şey bu hayal benim için aslında. Bir zamanlar yazmıştım, elimde kalan tek şey gökyüzüne bakma heycanımı yitirmemiş olmak diye. Gerçekten hayatımdaki en anlamlı şey, gökyüzüne bakmak ve dağları hayal etmek...

Hayallerimi yaşatabilme sebebim, hayatına benimle aynı yerde Delmece Yaylası'nda başlamış biriciğimle... Hep yenilerine, kimseye aldırmadan, birlikte, tek tek inci inci işleyerek yaratacağız anılarımızı...

Gözlerim artık hep uzaklara bakacak... Uzaklardan uzaklara, hep yenilere ya da tatlı geçmişlere hepbirlikte...

Ve zaman geldi yine, bembeyaz dağlarıma gidiyorum... Anılarımda hayat bulacak bir güzel yolculuğa daha çıkıyorum...

Hoş geldin kış... İyiki de geldin...

2 yorum:

  1. Allahım! Bu ne güzel bir yazı. Okurken yazıda kayboluyor gidiyorsun resimlerdeki dağ yamaçlarına. Kaybolsam sırtımdaki çanta ile buralarda ve 1 hafta yolumu bulamasam keşke...

    YanıtlaSil
  2. esin, sizlerle dünya daha güzel

    YanıtlaSil