Tek kişilik bir hayal var gözlerimin önünde tutunduğum...
Güneş batıyor meşelerin arasından. Ekinlerimin arasında güneşi uğurlarken karşılıyorum kışın gelişini.
Hafif eğimli bir arazi burası. En tepede küçük evim var, enerjisini kendi döndüren. Sonra sebze bahçem, sonra ekinlerim. En alçak yerden bir dere geçiyor, biraz yukarısında da gri su temizleyen sazlığım. Güney bakılı, ılıman iklimli bir yer burası. Doğa ana içimde, ormanlarım çevremde. İşte bütün hayat burada, bir şekilde içinde yaşanacak.
Ölmek mi? Tehlike mi? Ölüm var mı ki burada?
Herşey üstüme üstüme geliyor yine. Binalar, duvarları, yürüdüğüm yoldaki asfalt, yattığım yatak, yüzümü değdirdiğim çarşaf. İçinde yaşadıkça iğreniyorum bu hayattan.
Saman bir yatakta kendi dokuduğum keçi kılı ısıran bir battaniye eminim bu çarşaftan daha yumuşak gelirdi.
Yabani bir şey kaçmış benim içime, çıkaramıyorum. Öte yandan ehlileştiremiyorum da... Oradan oraya vuruyor kendini içimde. Huzursuzluk olarak yansıyor bu da her halime.
İçime Doğa Ana kaçmış benim. Burada, bu şekilde olmamalıyım. Üretmeliyim, doğurmalıyım, kök salmalıyım, ölmeliyim, dönmeliyim, hiç bilmediğim bir enerji olmalıyım. İnsan olmak az geliyor bana.
Zavallıyım...
Bütün Dünya'yı gezebilecek hareket yetim olmasına rağmen, bir ağacın benden daha çok hareket edebildiğinin farkındayım.
Zavallıyız...
Biz bu değiliz, bu olmamalıyız...
Ben bu değilim! Çıkarın beni buradan!
ne güzel anlatmışsınız hissettiklerimizi...nasıl da kendimizi hapsettik buralara :(
YanıtlaSilHayal etmenin sınırı yok. Kim bilebilir ki gerçek olur belki bir gün... :)
Sil