10 Ekim 2017 Salı

Can sıkıntısı, gece bulantısı... Hiç kimseye ithaf edilmemiş karışık cümleler...

Geri bakıyorum. Geçmişime dönüyorum. Boş bir umut var içimde, bir şeyin beni tutup yakalayıp bugünümden kurtarmasına dair. Gerçek olmuş mu olmamış mı bilemiyorum dileklerim. Bir yoldaş olamamış yanımda. Geriye bakmaktan bugünü, bugüne bakmaktan geleceği görememişim. Gülen bir grup yüz olamamış fotoğraf karelerimde, anımsadığım hep bir şikayet, bir acı, bir unutkanlık. Var olan gülücüklerse hepten yalan. Ne olmuş, nerede kopmuş bağlar kim bilir? Bir şey var ki o da elde kalan bomboş bir cam küre geçmişe ait.


Oradan buradan, zamanın bir yerlerinden tutup tutup konuşmuşum, yorumlamışım ama zamanda bir yere ait olamamışım gibi geliyor bazen. Ne yazık zamanda bir yerlerde kapana kısılıp, kendini o zamana ait hissedememek. İnsanlar gelmiş insanlar gitmiş, sonunda yine boş bir ben kalmış elimde. Korkuyorum artık, bu hep böyle devam etmeyecek değil mi?

Nereye gidiyorum koşa koşa bilmiyorum. Yakalamaya çalışıyorum bir şeyleri ama o şeyler nedense hep arkamda kalıyor. Yavaşlıyorum, bu sefer de önümden gidiyorlar. Tutamıyorum ipin ucunu bir türlü.

Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor derler. Bir gün bir hocama dök gitsin o zaman demişler, o da nasıl dökerim demişti bana, o zaman ne anlamı kalır yaşadıklarımın? Sanırım bazı şeyler gerçekten de yaşandığı zaman anlaşılabiliyor.

Vazgeçtiğim şeyler durgunlaşmamın sebebi. Artık çevremde olanları izlemekten ibaret kalıyor yaptığım herşey. Neyi neden anlatasın ki birilerine? Yaptığı şey seni dinlemek mi olacak sanki? Ya da onu bıraktım ben birini dinliyor muyum artık acaba? Dinlenmedikçe dinleme yetisini kaybediyor insan, kendini dinletmek uğruna kapıyor gözlerini, tıkıyor kulaklarını, açıyor ağzını. Ama o eskidendi işte! Artık ağzımı da açmıyorum! Anlayan anlar!

Emekten bahsediyor birileri. İlişkilere, gidenlere verilen emeklerden. Neden bu isyan? Sanki karşımızdaki bize vermiyor mu emek? Geç artık bunları yok öyle bir şey. Herkes ne yapıyorsa kendine yapıyor, karşındakinin sana kattıkları da yanına kar kalıyor. Kabullen artık bunu. Hep ben verdim hep ben yaptım diyerek yürümüyor bu işler. Aç gözünü, kulaklarını! Biraz dinle artık, gör karşındakini ve yaptıklarını!

O gitti, bu geldi, dinledi, dinlemedi, oldu olmadı, yaptı, yapmadı, hatalıydı, haksızdı, haklıydı, o şöyleydi, bu böyleydi, doğruydu, yanlıştı, yalandı, değildi... Yoruyor artık bunlar beni. Hep böyle boş şeylerle geçmiş gitmiş işte zaman, neyi tartışıyorum ki hala. Herşeye rağmen yanına, arkasına döndüğünde varsa hala birileri, kendini şanslı saymalı insan.

Varsa hala birileri...

Gidenlerle, yanımda olanlarla, elimi tutanlarla, arkamda olanlarla, bazen yalnızlığımla arıyorum işte geçmişten kopan şeyleri. Ve evet doğada arıyorum. Huzur orada çünkü. Hem bulamasam bile yenilerini yaratırım belki. Laf etmeyin artık özgürlüğüme. Rahat bırakın bizi.

Elimde kalan tek şey gökyüzüne bakma heyecanımı kaybetmemiş olmak. Zaman geçiyor ve ben de onunla beraber akıp gidiyorum. Birşeyler illa ki kayboluyor geçmişte. Geçmişimiz bizim görme yetimiz kadar varolabiliyor ancak. His yok, dokunmak yok, değiştirmek yok.

Ne yazık ki geçmiş sadece bize kattıklarıyla cisimleniyor cam kürenin içinde...

Felis esi - 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder